siktiret

 

Geçen salıydı,  attım kendimi sokağa. Kafamda yüzlerce soru işareti, bilmeden nereye gittiğimi yürüyordum. Bunalmıştım çevremde gördüğüm her şeyden. Bir yandan aşkımı düşünüyor, bir yandan işsizliğim ve parasızlığıma sızlanıyordum. Bu yüzden ev sahibim kapıma dayanmış, boşalt diyordu evimi bilmem nereden oğlum gelecek yalanıyla. Ev ise tam takırdı. Ne bir lokma ekmek ne de ellerimi olsun ısıtacak iki küçük tahta, sobanın içine atabileceğim…

 

Attım kendimi sokaklara, kafamda bütün bunlar yürüyorum.

 

Sıkılmışım, bunalmışım, aynı yaşamları tekrarlamaktan. Bir çay içmek istiyorum ama param yok. O vaziyette kenarındayım Porsuk’un ve ilerliyorum ayazında Eskişehir`in. Ve bir adam gördüm Porsuk’un kenarına oturmuş, elinde bir avuç dolusu taş.

 

Bir atıyor bir de söyleniyor “siktiret”. Bir süre ilgim onda izliyorum. Adam, kir pas içinde. Saçı sakalı birbirine karışmış, eski püskü elbiseleri, evsiz ve yurtsuz olduğunu anlatıyordu. Yanında bir kaç boş köpek öldüren şişesi.

 

Yüzünde ilginç bir hoşluk, tebessüm. Bir taş atıyor Porsuk`a, bir de sıcak bir kelime “sittiret”. Sıcak bir kelime, o an nedense bana çok sıcak geldi. Buz kesmiş ellerimi ısıtan bir söz. Sonra içimden dayanılmaz bir istek duydum yanına oturmak için, pis, sakallı adamın. Geçtim oturdum yanı başına. Yüzüme bile bakmadan, suya bir taş atıyordu ve “sittiret”. Kalktım yanından ve aceleyle sağdan soldan ben de bir avuç taş topladım ve tekrar oturdum yanına.   Sol avuncumdan ilk taşı aldım. Şekilsiz bir taştı. O an sevdiğim kadın geldi aklıma. şimdi şu anda kim bilir kiminle, ne yapıyor? Kimler öpüyor, benden esirgediği o sıcak dudaklarını? Sonra attım o taşı suya ve ardından ben de söyledim “sittiret”. Rahatladım birden. Suya düşen taşın büyüyen ve gücünü kaybeden dairesel dalgaları rahatlatmıştı içimi. Sonra bir taş daha aldım, sol avucumdan ve aklıma bu sefer de  parasızlığım geldi. Cebimde çay param bile yoktu. Karnım aç, bir kuru ekmeğim bile yoktu. Bu ay, ev sahibi kesin atacaktı da beni. Elimdeki taşı oldukça uzağa attım ve yine “siktiret”. Attıkça rahatlıyor, rahatladıkça atıyordum suya taşları. Taşlar halkalar çiziyor iç içe ve kayboluyor dertlerimle birlikte. Bir taş daha aldım avucumdan ve aklıma elvedalı arkadaşlarım geldi. Yine attım uzaklara ve “siktiret”. Bir taş daha ve bir taş daha. Aklıma geliyordu bir bir darıldılarım, kapılarından kovulduklarım, unuttuğum, bacalarından giremediklerim, sevdiklerim, nefret ettiklerim.

 

Her biri için bir taş attım suya ve her biri için bir “siktiret”.

 

Taşlarım bittiğinde ne soğuk, ne yalnızlık, ne açlık, ne düşmanlık ne de bir ağırlık kalmıştı üzerimde. Kalktım pis, sakallı adamın yanından. Omzuna dokundum adamın ve adam bana baktı, yüzünde tebessüm. Ben de adama “siktiret” dedim tebessümle. Gülümsedi ve devam etti önemli işine. Şimdilerde canımın sıkılınca , omzumdan yük atmak için, uğruyorum o taş attığım yere ve sürekli tekrar ediyorum: “siktiret”.


 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s