“o anlar”

“Aç artık şu telefonu” dedi kendi kendine. Elinde telefonun ahizesi, saatlerce aramanın zorlu sancısını çekmiş bekliyordu. Çünkü işin içinde yanlış anlaşılmak ya da hiç anlaşılmamak vardı. Ama onun anlayacağını umuyor hatta biliyordu. Gerçek dostlar anlardı halden, onu anlardı. İstediği anlaşılmaktı zaten. Ama nedense içinden atamıyordu bir türlü korkularını. Bir yandan anlar diyor diğer taraftan da ya anlamazsa çelişkisini yaşıyordu. Sonra diretiyordu “Hayır” diyordu “o, anlar beni”. Bir başkası değil.

Birileri tarafından anlaşılmak zordur gerçek yaşamda. Anlar gibi kafa sallanır, geçilir çoğu zaman. Sallanan kafalarla avutur insan kendini. Bazen yalnız kalır insan, kalabalığının ortasında ve bazen sürgün olur insan doğduğu, büyüdüğü kendi toprağında, yabancılaşır kendine. Birilerini arar paylaşmak için içindeki yalnızlığı. Kurtulmak ister bulunduğu sürgünlük durumundan,

Paylaşmaktır derdi tasası, sırtındaki ağır yükü. Yüktür o zamanlar, yaşamak.

O Sabah uyandığında nedense canı sıkılıyordu. Başarısız günlerinin sabahlarında hep böyle olurdu. Böyle günlerde uyku dinlenmek için değil, kaçmak için uyguladığı yöntemdi. Ama pek yararı olmuyordu bu yöntemin. Çünkü yorgun kalkıyordu rahat yatağından. Kaçıyordu ha bire bir şeylerden. Kaçacak bir şey bulamazsa, kendinden kaçıyordu sırf kaçmak olsun diye. Bazen, iyi kaçabilmek için dinlenmesi gerekiyor, kaçtıklarının karşısına geçiyor, bir nefes alıyor ve tekrar kaçmaya devam ediyordu.

O sabah da yorgundu yine. Soluklanmak için karşısına dikilmeliydi kaçtıklarının. Aklına bir soluk geldi, eski aşkı. Çok sık aşık olurdu, ama, ondan sonra aşık olmamış, soluk almamıştı. Onu aramalıydı, o anlardı onu. Tutardı elinden belki, sıcaklığından bir parça vermek için. Isıtırdı belki soğumuş içini. Evet aramalıydı çünkü o anlardı onu.

Zaman insanları çok kolay şekillendirir. Yaşanan bir gün yaşanmış diğer günden farklı olduğu için insan değişiverir istemese de.  İnsan öğrenir ya da uyum sağlar değişen, farklılaşanlara. Bu yüzden tutarsızdır insan ve bütün bu tutarsızlıklarıyla tutarlı hale geliverir. Bir gün anladığınızı zannettiğinizi diğer gün anlayamaya bilirsiniz. Bu da doğaldır, yaşamdan dolayı. Farklı mekanlar ve farklı zamanlar insanı işler.

Saatler geçmişti arama kararının üstünden. Çıktı evinden dışarıya. Bir telefon kulübesi aradı. Aksilik bu ya insan kaçarken nedense çalışan bir telefon bulamaz. Bulamıyordu bir türlü, dört kulübeye girdi çıktı. Ve sonunda çalışan bir telefon bulabildi. Telefonun ahizesini kaldırdı, iki jeton attı, numaraları tuşladı. Birkaç kez çaldırdıktan sonra karşı taraftan telefonu bir kadın açtı ve konuşmaya başladılar.

Yaşamında istese de insan seçici oluyor. Herkese aynı değeri vermiyor. Bazıları daha değerli ve daha özel oluyor, dost oluyor. Paylaşımlar daha özel oluyor. Ve bu tür dostluklar her zaman insanın karşısına çıkmıyor. Eğer, yakalanıldığı düşünülüyorsa sıkı sıkıya sarılıyor insan böyle dostlara.     Bir süre konuştular. O, kadına “Seni özledim” dedi. Kadın ise şaşırmış gibi “Eyvah! Yine mi aşık oldun bana”. Aklına gelmemişti bu.  Aşık olmuş muydu?  Gayet soğuk bir cevap verdi, “Hayır… Hoşça kal” dedi ve telefonu kapattı. Kulübeden çıkıp kaçmaya devam etti.

Bazen de insan sanrılara düşer. Dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü zanneder. Oysa kendisinin yaşamından farklı yaşamlar vardır ve devam etmektedir. Her zaman umduğunu bulamaz insan. Özellikle kaçanların ortak problemidir bu. Kaçarlar, kaçarlar, kaçarlar…………

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s