Köprü

Kıvrıla kıvrıla akıp, şehri bölen, nehrin kenarında tek katlı bir evde oturuyordu. Şehir ikiye bölünmüştü, bir onun tarafı bir de kalabalığın, insanların tarafı. Onun şehirle ve insanlarla bağlantısını sağlayan tek şey, kapısının önündeki küçük bir köprüydü. İnce uzun köprü, sadece insan geçebilecek kadar dar ve yılları sırtında taşımış tahtadan eski bir köprüydü.

Korkuyordu önceleri zaman zaman bu tahta köprünün yıkılmasından. Tahta köprü üstünden geçerken gıcırdıyordu. Endişesi, korkusu suya düşüp boğulmak değil, sadece şehre ve insanlara ulaşamayışındaydı. Bu yüzden çok önemsiyordu bu eski tahta köprüyü.

Yalnızdı, tek başınaydı her zaman, kaldığı evde. Ne evine misafiri gelir ne de kendisi misafir olurdu başkasına. İnsanlarla olmayı sevmesine rağmen, pek de çıkmazdı dışarıya.

Yaptığı pek iş de yoktu. Nereden bulduğu bilinmez, üç beş kuruşla yaşayıp giderdi. Her zaman kuvvetli korkuları oldu içinde. Son günlerde bir korkusu bastırdı diğer korkularını. Köprüsünün yıkılmasından korkuyordu, başka hiç bir şeyden korkmadan.

Ve o gün, tekrar günlerinden birini daha yaşarken, fark etti ki evinde yiyecek hiç bir şey kalmamış. Çayı da çok sever ya, demlemeye bir gram çayı bile yok ve dışarı çıkmak zorunda bir şeyler almak için. Bir çelişki yaşamaya başladı.

Evden çıkıp alış veriş yapmalıydı, ama ya köprüden geçerken köprü yıkılıverirse ne yapardı. Belki bugüne kadar ayakta kalabilmişti ama üstünden geçerken yıkılırsa.

Bütün cesaretini toplayarak evden çıkıp alış verişe gitmeye karar verdi. Paltosunu sırtına iliştirdi, ayakkabılarını giydi. Kapıyı usulca açıp dışarıya çıktı ve kapıyı kapattı. Ceplerini kontrol etti, anahtarı ve parası cebindeydi. Köprüye doğru birkaç adım attı ve durdu.  Sıkıntılıydı. Ya yıkılırsa, ya yıkılırsa diye tekrar ediyordu içinden. İki adım daha attı ve yine durdu. Gözlerini kapadı bir adım daha attı. Tahta köprü gıcırdadı. İkinci, üçüncü derken gıcırtılarla köprünün ortasına kadar gelip durdu. Yüzünde boncuk boncuk terler vardı. Yüzü kızarmış titremeye başlamıştı. Sıkıntıdan patlayacaktı. Birden gözlerini açtı. Gözlerini açmasıyla geriye dönüp koşması bir oldu. Hemen kapısına ulaşmıştı. Aceleyle eli cebine gitti. Cebinden anahtarlarını çıkarıp kapıyı açtı. Süratle içeriye girip kapıyı sertçe kapattı. Derin bir soluk alarak kapıya sırtını dayadı ve fısıltıyla haykırdı “Eyvah! Köprü yıkılmış”. Sonra üstünde bir şeyin eksikliğini fark etti. Sırtına iliştirdiği paltosu köprüden geriye dönerken düşmüş ve köprünün üstünde kalmıştı…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s