Kardelen

Kardelen çiçeği benim için bir başka değer taşır. Bir dirençtir karın ortasından fışkırıp çıkan. Bir umuttur bahara dair. Bir renktir kör eden beyazlığı delen.

 

Sıradan sabahlarımdan biriydi, her şeyiyle sıradan. Gecenin boşaltılmamış küllükleriyle, yogana kadar sinmiş sigara kokusuyla, uyanılmış ama kalkılamayan bir sabahtı. Uyanalı belki bir saat olmuştu ama dışarıdaki kardan mıdır, ya da soğuktan mıdır bilemediğim bir sebepten dolayı kalkamıyordum yatağımdan. Yorganı kafama çekmiş yarattığım alaca karanlık ortamda gözlerim açık, hayal mi, gerçek mi algılayamadığım şeyleri kafamdan geçiriyordum. Doluydu kafam ama neyle dolu bilmeden düşünüyordum sadece. Yatağım daracık odamın üçte birini kaplıyordu. Diğer üçte birinde masam ve kalan yerlerde aylardır toplanmamış eşyalarım vardı. Masamla yatağım aynı izahaydı. Yastığım masaya değiyordu. Masanın üzerinde yazılmış, ya da yazılmakta olan yarım kalan şeyler ve okunmakta olan yarım kalmış kitaplar, ağzına kadar dolmuş iki tane küllük vardı. Küllüklerden rahatsız oluyordum ama kalkacak ve külleri boşaltacak kadar enerjim de yoktu. Tam bu çelişkileri yaşarken birden kapının zili gürültüyle çaldı.

Önce pek umursamadım. Kimse zile basan, basar gider diye düşündüm. Bir, iki, üç. kapıdaki çok ısrarlı diye içimden geçirirken, kapının zili yine ses verdi. “Ya ciddi bir şey varsa?” diye, zoraki yerimden doğrulup kapıyı açmak için odamdan çıkıp uzunca koridoru aşıp dış kapının gözünden dışarıya baktım. Kimseyi göremedim. Tam “kapıdaki gitti herhalde” diye düşünürken kapının zili tekrar çaldı. Kapının gözünden bakmadan kapıyı açtım sonuna kadar.

Basamaktan inerek karşıma dikildi. Çok güzeldi. Uzunca boyu, siyah kıvırcık saçları, şekilli yüzü bir anda şaşkına çevirdi beni. Çok rahat giyinişi bütün hatlarını ortaya koyuyordu. Muhteşemdi…

Üç gün önce taşınmışlardı oturduğum apartmana. Kalabalıklardı. Bir sürü insan taşımıştı eşyaları, üst katımdaki daireye. şen şakrak insanlardı. Muhabbeti seviyorlardı. taşındıkları günün gecesi sessiz odamdan dinlemiştim onları. İlk  gün dikkatimi çekmemişti bu kız.  Gördüm onu hatırlıyorum ama öylesine.

Önce yüzünde bir tebessüm belirdi. Tebessüm ona çok yakışıyordu, sol yanağında iki gamzesi vardı. Göz göze geldik. Elindeki bardağı göstererek “çayımız kalmamış” dedi. şaşkınlığımı gizleyemeden, “tabi” deyip kaptım elinden bardağı mutfağa daldım. Bardağı ağzına kadar kuru çayla doldurup tekrar geçtim karşısına. Yine aynı tebessümle elimdeki bardağı aldı. Teşekkür edip merdivenleri ikişer ikişer çıkmaya başladı ve bir süre sonra gözden kayboldu.

Bir kaç dakika kapıda öylece kaldım. Sonra kapıyı kapattım. Doğruca koridoru geçip odama girdim. İçim sevinç dolmuştu. Küllükleri çöpe boşalttım. Pencereye yöneldim, açtım. İçeriye temiz ve serin hava hücum etti. Pencereden biraz da sarktım.  Dışarıda, kar yerleri kaplamıştı.  Ve kardelenler açmıştı.  Yüzümde içten bir tebessüm belirdi.  Kendi kendime “Bahar yakın” dedim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s