Çömez

Şehrin üzeri karanlık çok zaman, anlamlı bir kasvet ve ağırlık var üstünde gökyüzünün. Geride kalmış olanların şehri bu şehir. Sokakları çoğu zaman boş ve çoğu zaman da ayrılık eser dört bir yanında. Bu şehrin sakinlerinden biri de o. O yalnız yaşıyor, istediklerine inat. Yüzünü yalayan ayrılık rüzgarlarından morlaşmış yüreğiyle direniyor yaşama dair.

Kasvetli evinin koltuğunda, kasvetli havayı solurken ansızın kalktı oturduğu yerden. İyice gerindi gürültüyle.  Kendi kendine “nefes almalıyım” dedi. Pencereye yöneldi. Perdeyi çekip pencereyi açtı. Başını uzatıp derince bir nefes aldı. Bir kere ve bir kere daha . Fısıltıyla “nefes almalıyım” dedi. Pencereyi kapattım, ceketini sırtına geçirdi. Evden sokağa çıktı. Bir kaç kez daha nefes aldıktan sonra sokaklarda dolaşmaya başladı. Ayakları onu bir parka kadar taşıdı. Park şehrin betonuna isyan eden yeşil bir parktı. Yeşillerin arasına serpiştirilmiş banklar ve bir kaç çöp bidonu bomboş parkı bekliyordu.

Banklardan birine iliştirdi vücudunu. Bir iki derin nefes daha aldı. şehrin kasveti bulaşmış yüzüyle otururken bankta, parka bir adam girdi. Eski ve kirli giysileri, pis yüzü ve bakımsız sakalıyla evsiz biri olduğu belli oluyordu.

Parktaki onca boş banka rağmen, adam gelip onun yanına oturdu. O ise derin derin nefes alıyordu. Bir an yüz yüze geldiler. Adam  tebessümle selam verdi. O, selama karşılık vermeden sıkıntılı bir ifadeyle adama, “nefes alamıyorum” dedi. Adam yüzünde bilen bir ifadeyle “o zaman neden buradasın?” diye sordu. Kirli sakallarının bilgeliğiyle güldü yüzüne onun. O ise verecek cevabı olmayışının verdiği şaşkınlıkla baktı yüzüne adamın. “ne bileyim ben” der gibi kalktı yanından . Yürüdü parkın kapısına kadar. Bağırdı “nefes alamıyorum” diye. Derin derin nefes alırken parktan adamın sesini işitti, “Çömez!”.

Hızlı hızlı yürüyordu, şehrin sokaklarında. Kat ettiği yolları tekrar aşıp ulaştı evine. Girdi kapısından içeri, sonra oturdu koltuğuna, üstüne ağırlığını giyerek. Derin derin nefes alıyordu. Kulağı çınladı birden. Adamın sesini duyduğunu zannetti. Adam “Çömez!, o zaman neden buradasın?” diyordu sanki. Kendi kendine sordu, “neden buradayım?”. Aniden koltuğundan kalktı. Dolapları karıştırıp bir bavulun içine eline gelen şeyleri yerleştirdi. Bavulu eline alıp evden tekrar çıktı. Sokaklarda amaçlı yürürken kafasından geçiriyordu, “kaçıp gitmeli bu şehirden”. İstasyona vardığında bir tren bekliyordu sanki kendini. Trene bindi ve tren hareket etti.

Tren, rayların üstünde yol aldıkça gökyüzü açılıyor, kasveti ve ağırlığı ortadan kalkıyordu.

Derinden bir nefes alıp, “Oh be!” dedi. Uzaklaşırken , şehrin üzerinde adamın kahkahaları yayılıyordu. “Çömez! O zaman neden buradasın?”

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s